Hacettepe Beslenme ve Diyetetik bölümünden 1997’de mezun olup 2010’da KİBEM Kişisel Beslenme Merkezi’ni kurana kadar, Çorum Özel Hastanesi’nde kurum ve klinik diyetisyeni, Nutra Slim’de yönetici diyetisyen, yine Çorum’da bir beslenme ve diyet danışmanlığı merkezinde yönetici diyetisyen, Bireysel Sağlık Yönetimi adı altında hekim, psikolog ve fizyoterapist ile birlikte klinik diyetisyen, ardından da Pediatri Endokrinoloji Tıp Merkezi’nde diyabet ve obezite uzmanlıkları alanında klinik diyetisyen olarak çalıştım. KİBEM’i kurduktan bir süre sonra Nefis Dergisi’ni çıkarmaya başladım. 2014’te de hem KİBEM MUTFAK’ı hem de KİBEM’in Ankara’daki ikinci şubesini açtım.  

Aradan geçen yirmi küsur yılda, hem hayat tarzlarımızda hem de beslenme biçimlerimizde baş döndürücü bir değişim yaşandı. Yaşam büyük bir hız kazanırken, bizler de hareketsiz bir hayata geçtik. Artık dünyanın öbür ucundaki bir kişiye internet üzerinden anında ulaşabiliyoruz ama o tek ana sığan o büyük hızı yakalamak için oturduğumuz yerden tek bir tuşa basmamız yeterli hale geldi. Zaten bu büyük teknolojik hızla baş etmek de ancak hareketsizlikle mümkün olabilirdi. Çünkü insanın hareket halinde öyle bir hıza ulaşması söz konusu bile olamazdı. Her şey tuşlar üzerinden, otomatik biçimde yürümeliydi. Evlerimiz, mutfaklarımız tam otomatik makinelerle çekip çevrilmeye başlandı. Dünya nüfusu agresif bir şekilde arttıkça, yaşam alanlarımız da depresif ve klostrofobik bir şekilde büyümeye başladı. Kentler yirmi yıl önce hayal edemeyeceğimiz kadar genişledi, kişi başına düşen araba sayısı ve toplu ulaşım araçları öngörülemeyecek oranda arttı ama bir yerden bir yere gitmek çileye döndü. Bizler de kendi içimize kapanıp kendi küçük yaşam alanlarımıza sıkışarak soluk almaya çalışır olduk. Soluk alamaz hale geldiğimizde de sanal dünyalara sığındık. Çareyi ve teselliyi yine hareketsizlikte aradık. İşten başka bir şeye neredeyse vakit ayıramaz olduk. Her köşe başına bir süpermarket açıldı. Alışveriş merkezleri ve plazalar sosyalleşme alanlarımız oldu. Fast food için bile iki mahalle öteye yürümemize gerek kalmadı. Hem zaten uzağımızda olsalar da, telefonla ya da internet üzerinden yemek sipariş edebiliyorduk artık. Masa kurmak bile gereksizdi; televizyon karşısında karton kutulardan yiyebilirdik. Yiyeceklere ulaşmak o kadar kolay hale gelmişti ki, klasik tabaklarımız, bardaklarımız yetmez olmuştu. Porsiyonlar büyüdükçe, tabaklarımız ve bardaklarımız da büyüdü. Hareketsiz, depresif hayatlar yaşama sevincimizi elimizden aldıkça, tüketme güdülerimiz arttı. Bu tüketim güdümüz yeme içme davranışlarımıza ve alışkanlıklarımıza da yansıdı. Hareket etmedikçe yiyen, yedikçe mutsuz olan ve mutsuz oldukça yiyen insanlar çoğaldıkça çoğaldı. Sonunda, obezite, insan sağlığını tehdit eden hastalıkların ilk sırasına yerleşti.

Obezitenin alarm seviyesine yükselmesi hem bilimi, hem ülkelerin sağlık politikalarını hem de insanları harekete geçirdi. Ölüm rejimlerinden yasakçı dikta diyetlerine kadar, insanları neredeyse açlıkla terbiye etmeye çalışan, hatta cezalandıran zayıflama formülleri sunuldu. Haplar, çaylar, kimyasal ya da bitkisel mucizeler icat edildi. Ama bunların hiçbiri işe yaramadı. Obezite de yeni hayat kadar hızlanmıştı ve arttıkça arttı, yaş aralığını çocuklara kadar indirdi.

Sonunda, bugün tıbbi olarak gelinebilmiş en sağlıklı zayıflama yöntemine ulaştık. Bunun adı Kişisel Beslenme. Her şeyden önce, adından da anlaşılacağı gibi, herkes için geçerli olabilecek bir zayıflama listesini yok hükmünde sayıyor. Kilo vermeyi bir estetik değil sağlık sorunu sayıyor ve sağlığı ön planda tuttuğu için de zayıflamayı kişiye özel bir şekilde planlıyor. Aynı zamanda, beslenmenin temel sağlık prensiplerinden de ödün vermiyor. Her bedenin sağlık durumunu ayrı ayrı tespit edip gözetirken, hepimiz için geçerli olan temel besin prensipleri getiriyor. Örneğin, kişinin yeterli ve dengeli beslenmesini öneriyor. Her öğünü dört temel besin grubunun yer alacağı şekilde düzenliyor. Bu düzenlemeyi tıbbi bir matematikle yapıyor. Kişilere bir yandan yeterli ve dengeli beslenme bilinci kazandırırken, bir yandan da onları sağlığına kavuşturuyor. Fazla kiloları vermeyi de elbette sağlığa kavuşmanın önemli bir parçası sayıyor. Eğer kilo vermeyi engelleyen belli hastalıkların yoksa zayıflama konusunda günümüzün en kesin ve sağlıklı çözümünü sunuyor.     

Bu sıraladıklarımda, Kişisel Beslenme’nin eksiği vardır ama fazlası yoktur. Kişisel Beslenme, zayıflamaya önceliği sağlığa vererek baktığında, en azından bugün için aşılamamış en iyi, en doğru ve tek çözümdür. Bu, tartışmasız biçimde böyledir.

Ama şu soru, Kişisel Beslenme’nin bu tartışmasız yönünü zedelemek bir yana, tersini onu geliştirmek ve destelemek için sorulması gereken bir sorudur: Peki, Kişisel Beslenme yöntemiyle sağlıklı bir şekilde zayıflayanların, daha doğrusu Kişisel Beslenme’yle zayıflayarak sağlığına kavuşanların büyük çoğunluğu niçin belli bir süre sonra verdikleri kiloları geri alıyorlar?

Şunu diyebilir miyiz? “En sağlıklı yöntemle zayıflamışlar işte. Tekrar kilo aldılarsa bu onların hatası… Boğazlarını tutsalardı. Bile bile eskiye dönmeselerdi. Tekrar yiyip içmeselerdi…”   

Bunu diyemeyiz. En azından ben, hiçbir zaman diyemedim. Kişisel Beslenme’ye her zaman inandım, başka hiçbir yöntem uygulamadım, uygulamayı da düşünmedim. Ama Kişisel Beslenme’yi bir adım daha öteye taşımayı denedim. Bunu da, Kişisel Beslenme’yi yeme içme psikolojileri, yeme içme davranış ve alışkanlıklarıyla bir araya getirerek yapmaya çalıştım.

Yasakçı dikta diyetleri ya da tek tip, dayatmacı beslenme önerileri, çok önemli bir gerçeği atlar. O gerçek, senin bir insan olduğun gerçeğidir. İnsana değer vermek, öncelikle onun sağlığını düşünmektir ve Kişisel Beslenme bu konuda senin insan olduğunu unutmayan tek beslenme modelidir. Fakat insan olmak da, yemek içmek de hem psikolojimizde, hem davranış ve duygularımızda, hem de alışkanlıklarımızda öylesine geniş ve aydınlanmamış alanlara uzanırlar ki, bütün bunları sağlıklı mönülerle çözemeyiz. Sağlık açısından da, lezzet açısından mükellef sofralar, ne yazık ki yeme içme psikolojimizi, davranışlarımızı ve alışkanlıklarımızı kalıcı şekilde değiştirmeye yetmez. O yüzden hiç kimseye “Aç kalmadan, sağlıkla zayıfladın, sonra ne oldu da kilolarını geri aldın?” diye tepeden bir bakışla, suçlarcasına soru yöneltemeyiz. Çünkü sonrasında mutlaka bir şey olmuştur ve o olan şey de yeme içme psikolojisi konusundaki donanımsızlığından kaynaklanmıştır. Sağlıklı beslenmiş, sağlıklı zayıflamıştır ama yeme içme psikolojisini ve bilincini değiştirmediği için davranışları ve duyguları eski halleriyle kalmıştır. İşte, bu yüzden tekrar kilo almıştır. Çünkü zayıflamak isteyen kişinin tek değiştirmesi gereken şey beslenme biçimi değil, aynı zamanda düşünme biçimdir.

Bu kitap sana sadece sağlıklı zayıflamanın yolunu yordamını göstermeyi, sadece seni zayıflatmayı amaçlamıyor. Seni sağlıklı biçimde zayıflatırken, yeme içme konusunda kontrol ve direncini artıracak zihin kasları ve yeni düşünme biçimleri edinerek, vereceğin kiloların kalıcı olmasını amaçlıyor…