Bazılarımız, yemek yedikten sonra kendini bitkin ve hâlsiz hisseder. Oysa yemek yemek insanı canlandırır diye düşünebilirsiniz. Hipoglisemi hastalığının pençesinde olanlar için durum böyle değildir. Hipoglisemi, kan şekerinin normal değerlerin altına düşmesidir. Karbonhidrat alımı pankreastan aşırı insülin salınımını uyarırır. Yemekten 2 ilâ 4 saat sonra oluşan hipoglisemi ise “reaktif hipoglisemi” adını alır.

Doğuştan kimi metabolizma hastalıkları, hipotroid (tiroid bezinin az çalışması) ve haşimato (tiroid bezi iltihaplarının en yaygını) gibi rahatsızlıklarda görülen, ancak nedeni veya kökeni bilinmeyen “reaktif hipoglisemi”, çağın hastalığı olmasına karşın ne yazık ki çok da dikkate alınmıyor. Bu hastalığı en basit anlatımla dürtüsel şeker düşmesi olarak tanımlayabiliriz.

Türk Diyabet Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, reaktif hipoglisemi hastalığının, Türkiye'nin yeni kronik hastalığı olduğu görüşünde… Bağrıaçık, “Cemiyetimize müracaat eden her 100 hastanın 8'inde hipoglisemi buluyoruz. Özellikle 20-35 yaş arasındaki genç kadınlarda… Diyabet Cemiyeti'nde 3 bine yakın hasta var” diyerek, hastalığın önemine dikkat çekiyor.

Başkan Bağrıaçık, reaktif hipoglisemiye yakalanan hastalarda genelde açlık şekerlerinin 70 miligramın altında olduğunu kaydediyor ve ekliyor: “Hastalara tatlı veya karbonhidratlı bir gıda verirseniz, 2 saat sonra bu şeker 40'a, 50'ye düşüyor. Halbuki normal insana tatlı yedirseniz şekeri 130- 140'a çıkar.”

Bir sabah uyandınız. Güne, zayıflamak konusunda çok kararlı bir şekilde başladınız. Diyet reçetenize uyarak kahvaltınızı yaptınız, öğle yemeğinizi yediniz. Ancak saat 16.00’dan sonra mideniz hafiften kazınmaya başladı. Biraz meyve ya da su içerek açlığınızı bastırdınız. Sıra akşam yemeğine geldiğinde ise işler kontrolden çıktı. Ne kadar yeseniz de bir türlü doymuyorsunuz. Yemeğin ardından tatlınızı da aldınız. Sırada suçluluk duygusu var!

Uzun süreli açlıklara dayanamayız. Hâlsizliğin yanı sıra hafif ya da şiddetli bir baş ağrısı teslim alıverir bizi… Bir parça tatlı ya da çikolatayla ise hemen kendimize geliriz. O gün pirinç pilavı ya da hamur işi yediysek, ya daha çok yemek yeme isteği duyarız, ya da bir uyku ve yorgunluk hâli çöker üzerimize… Buna bir türlü anlam vermeyiz. Öykü, hep kendimize yüklenmeyle son bulur: Tatlıdan uzak kalamayacağımızı, diyet yapmayı başaramayacağımızı, asla kilo veremeyeceğimizi düşünürüz. Bu ruh hâli, depresyona kadar gider. Çünkü bunun kaderimiz olduğuna inanmaya başlamışızdır.

Tıkınırcasına yemeler, uzun açlıklarda baş ağrısı, ellerin titremesi, yorgunluk, terleme, huzursuzluk, depresif hâl, diyet yapmakta güçlük gibi şikâyetleriniz varsa, kilo vermeye başlamadan önce mutlaka  bir Endokrinoloji ve Metabolizma İç Hastalıkları Uzmanı’na başvurun.

Reaktif hipoglisemi tanısı konmuş birinin, şok diyet adıyla sunulan diyetlerden, meyve diyeti, lahana diyeti gibi çok düşük kalorili diyetlerden kaçınması gerekir. Çünkü bu hem şekerinin düşmesini tetikler, hem de kişinin psikolojisini daha çok bozar.

Reaktif hipoglisemi tıbbi beslenme tedavisinde, öğünler 3 ana ve 3 ara öğünden oluşmak zorundadır. Ana öğünler arasında 5 saat, ara öğün araları ise 2 ilâ 3 saat olmalıdır. Ancak güne sabah 11.00’de başlayan veya gece geç saatlere kadar çalışan ya da eve çok geç saatte gelen birine aynı beslenme tedavisi uygulanamaz. Sonuç almak için, tedavi, kişinin yaşam koşullarına (iş yaşamı, sosyal yaşam) uygun olmak zorundadır.

Reaktif hipoglisemi için uygulanan tıbbi beslenme tedavisinde Glisemik İndeksi yüksek besinlerin tüketilmemesi gerekir. Glisemik İndeks (Gİ), karbonhidratların kandaki glikoz düzeylerine olan etkisini ölçme sistemidir. Bu tedavide karbonhidrat alımı sınırlandırılmaz, ancak Gİ düşük besinler (bulgur, kepek, tam buğday, çavdar, sebze, salata) tavsiye edilir. Ancak günlük yaşam koşullarında, bu besinleri her an bulmak kolay olmayabilir. Çünkü restoran, kafe ve pastaneler ile düğün, parti, davet ve kokteyllerde, ayrıca iş yeri menülerinde, Gİ yüksek besinlerle (beyaz undan yapılmış, poğaça, tatlı, bisküvi, kurabiye, meyve suyu, pirinç pilavı, patates…) daha çok karşılaşmaktayız. Bu da kişinin beslenme tedavisine uyumunu zorlaştıran bir etkendir. Bunun için hastaya, beslenme tedavisini kolaylaştıran, besinlerdeki porsiyonlara göre belirlenen glisemik yük uygulanmalıdır.

Reaktif hipoglisemide, bir diğer önemli başlık alkoldür. Alkolün özellikle aç karnına alınması ya da fazla miktarda tüketilmesi, şeker düşmesini tetikler.

Hayvansal kaynaklı protein içeren tavuk, et, balık ve yumurta tüketimi, reaktif hipoglisemi tedavisinde önemli yer tutar. Yine sütün içindeki whey proteinleri, badem, elmada bulunan pektin ve sebzede bulunan posa, yemekten sonra şekerin düşmesini engeller. Ancak bu gıdaların alınma miktarı; kişinin kolesterol düzeyi, kansızlık problemi, hipotiroid hastalığı, eklem rahatsızlığı, kalp hastalığı gibi tıbbi geçmişine bağlı olarak değişir. Çünkü günlük olarak alınması gereken karbonhidrat miktarı, kişinin enerji ihtiyacı ile orantılıdır. Günlük enerji alımı ise cinsiyete, yaşa, boya, kiloya ve aktivite durumuna göre belirlenir.

Şunu hiç unutmayalım: Tıbbi beslenme tedavisi kişiye özgüdür ve bu tedaviyi yalnızca diyetisyenler uygulayabilir.